Bir çekim size yüzlerce kare verir. Set ise başka bir şeydir: sıraya konduğunda okuyucuyu tutan o birkaç kare. Seçki ikinci fotoğraftır; günün aslında ne olduğunu o belirler.

Açıklamakla yetinen her kareyi önce elerim. Başlaması için başlığa ihtiyaç duyan kare genellikle bırakabileceğim bir karedir. Kalanlar, tek başına duran ve yine de bir soru bırakanlardır.

Çiftler tekilden daha çok öğretir. Yan yana iki kare üçüncü bir şey yaratır: bir gerilim, bir zaman atlaması, bir ışık değişimi. Baskıları masaya dizer ve sıra nefes alana dek taşırım: nefesle açılır, ortada döner, akılda kalan sakin bir çizgiyle kapanır.

Daha az kare neredeyse her zaman kazanır. Dokuz güçlü görüntü bir set olarak okununca bir cümle gibi durur; otuzu bir kontak tabakası gibi okunur. Müşteriler klasör istemez, bir bakış açısı ister; bakış açısı ise çıkardığınızla kurulur.

Sıra bir işçiliktir, düzen değil. İlk görüntü okuyucuyla sözleşmeyi kurar; son görüntü eve götürdüğü şeydir. Aradakiler ya ruh halını ilerleten ya da vurgulayan kareler olarak yerini hak etmeli. Avedon bunu bilirdi; editoryal sıraları bir katalog değil, cümle gibi akardı.

Takıldığımda en güçlü tek kareyi çıkarır ve seti yeniden okurum. O resim olmadan çöküyorsa sıra bir ana kareye yaslanıyor, hikâye kurmuyor demektir. Geri kalanlar kendi başına durabildiğinde ana kareyi geri koyarım.

Seçki aynı zamanda konuyu koruduğunuz yerdir. Yalan söyleyen ama hoş bir kare ait değildir. Dürüst ve biraz rahatsız edici olan kare çoğu zaman aittir. Gösteri değil anlatı, okuyucunun o daha zor kareyle kalmasına güvenmek demektir.